“Hiç ölmeyecek gibi Dünyaya çalış, hemen ölecekmiş gibi de

 

  • Haziran 27th, 2009 bdnctn Yorum yok

     

                     

    !

    Derleyen: Emekli Öğretmen Abidin ÇETİN ( isases.bir.tc   isases-bdn.blogspot.com   abidin-cetin@hotmail.ccom )

    Dünya, Beden-Nefis ve Ahiret, Ruh Dengesini Koruyabilmek

    !

    İnternet sitelerini taradığınızda bazı sitelerde yukardaki hadis söylentisi özetinin aslının aşağıdaki gibi olduğu söylenmektedir:

    !

    “Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış. Yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol.”

    !

    Bazı sitelerde ise yukardakiler gibi rivayet edilen başka bir hadisin daha var olup yine zayıf hadis rivayeti olduğu savunulmaktadır. ( www.hikmet.net ) Ve hatta buna Kasas 28/77. ayet de delil olarak gösterilmektedir:

    !

    “Allah’ın sana ihsan ettiği bu servetle ebedî ahiret yurdunu mamur etmeye gayret göster, ama dünyadan da nasibini unutma!” (Kasas sûresi, 28/77)

    !

    Ayette “önce ahiret yurdunun hazırlanması, sonra da dünyadan da nasibin unutulmaması” tavsiye edilmektedir. Hadis rivayetinde dünya önce zikredilmiş olsa da ayetin tavsiyesi dışında değildir. Nitekim Allah’ın Resulünün vaaz u nasihatından sonra bazı sahabiler “hergün oruç tucaklarını, her gece salat kılacaklarını” söyleyince ne demiştir?

    !

    “Çalışarak ailenin rızkını sağlaman gece-gündüz ibadet yapmandan daha hayırlıdır.” “Bana uyun ve ben nasıl ibadet ediyorsam öyle yapın…” “Alimin uykusu bir yıl nafile ibadetten daha hayırlıdır.”

    !

    Çünkü dünyadan kasıt beden ve nefis sağlığımızı korumak, ahiretten kastedilen de ruh sağlığımızın korunması değil midir? İyi beslenememiş, zayıf ve hasta bir beden ve nefis nasıl ibadet yapabilecektir? Ama aşırı doymuş bir beden ve nefis de kulluk yapamaz elbette. Her gün savm tutarak salat kılınmasını emreden ayet ve hadis var mıdır? Ama şöyle ayetler çoktur:

    !

    “Salat kıl, zekat (sadaka) ver (ki tezkiye olabilesin/ arınabilesin)!”

    !

    Yalnız salat, yalnız tevbe kulun kendisi içindir, topluma zararı yoktur, ama yararı da azdır. Zekat ve sadakalar da verilirse toplumdaki yoksullar nasiplenmiş olur ve onların da hayır duaları alınmış olur ve ibadetler de kabul olur.

    !

    “Rabbimiz! Bize, dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi ce­hennem azabından koru!” (el-Bakara, 201)

    !

    Dünya-Ahiret Dengesi/ Hayat ve Ölüm Sırrı

    !

    İslam; hem dünya, hem de ahiret dinidir. Daha doğrusu; in­sanı, fani/ geçici dünya hayatında ebedi/ sonsuz ahiret hayatına hazırlayan en mükemmel ve tek dindir. Peygam­ber Efendimiz;

    !

    Dünya, ahiretin tarlasıdır ,” (Müslim, İman, İİ/ 322)

    !

    buyurmuş­lardır. Ahiretin ebedi güzelliklerini ancak bu dünyada kazana­bileceğimize göre; dünya hayatımızı en verimli, en faydalı bir şekilde planlamak ve yaşamak zorundayız. Sevgili Pey­gam­be­rimiz, bu meyanda;

    !

     Sizin en hayırlınız; dünyası için ahiretini, ahireti için dünyasını terk etmeyen ve insanlara yük olmayandır,” (Binbir Hadis, M. Arif, hds.: 431, 1325, s.177); “

    “Him­met yönüyle insanların en yücesi; hem dünya hem de ahiret işine himmet gösteren mümindir, ” (Enes b. Malik’ten) bu­yur­muş­tur. Yine;

    !

     

    “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın öle­cek­miş gibi ahiret için çalış,” (Muhtâru’l-Ehadis, s.29) buyurmuş­lar­dır.

    !

    Dünya, ebedi kalmak için yaratılmış bir mekan değil; e­bedi alemi kazanmak için yaratılmış bir imtihan meyda­nı­dır. Nitekim Yüce Yaratıcı, bir ayette bu gerçeği şöyle beyan etmektedir:

    !

    “O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı .” (el-Mülk, 2)

    !


    Ahiret Daha Hayırlı, Aldatıcı Dünyaya Aldanmayın!

    !

    İslam, dünya hayatını asla ihmal etmememizi istemekle beraber ahirete daha çok meyilli olmamızı tavsiye etmektedir. Kur’an, dünyanın geçici nimetlerine aldanmamamızı; dünya imkanlarıyla ebedi olan ahirete yatırım yapmamızı is­temektedir:

    !

    “Dünya hayatı, sadece bir oyun ve eğlenceden başka bir­şey değildir. (Allah’ın azabından) korunanlar için elbette a­hi­ret yurdu daha iyidir. Düşünmüyor musunuz ?” (el- En’âm, 32)

    !

    “Bilin ki, dünya hayatı; bir oyun, eğlence, süs, kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışıdır. (Bu) tıpkı bir yağmura ben­zer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider; sonra kurur; onu sapsarı görürsün; sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azap, Al­lah’­tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka birşey değildir .” (el-Hadid, 20)

    !

    Bir Müslüman, dünyanın bu karakteristik özelliğinin bi­lin­cinde olacak ve onu sadece kulluk için yaratan Yüce Rab­binin şu em­ri­ne göre tavrını belirleyecektir:

    !

    “Allah’ın sana verdiği (bu servet) içinde ahiret yurdunu a­radünyadan da nasibini unutma; Allah, sana nasıl iyilik et­tiyse sen de öyle iyilik et .” (el-Kasas, 77)

    !

    Sevgili Peygamberimiz de, gerçek niyetin ahireti kazanmak olması gerektiği hususunda şöyle buyurmaktadır:

    !

    “Kimin arzusu ahiret olursa, Allah onun kalbine zenginliğinden koyar ve işlerini derli toplu kılar; artık dünya ona ha­kir gelmeye başlar. Kimin hedefi de dünya olursa, Allah, i­ki gözünün arasına (dünyanın) fakirliğini koyar; işlerini de darmadağınık eder. Netice olarak; dünyadan da eline, ken­dine takdir edilmiş olandan fazlası geçmez .” (Tirmizi, Kıyamet 31, Hdis.: 2467)

    “Kimin tasası sadece ahiret olursa; dünya tasalarına Al­lah kifayet eder. Kim de dünya tasalarına kendini kaptırırsa; dünyanın hangi vadisinde helak olduğuna Allah aldırmayacaktır.” (Abdullah ibn Mesud’dan)

    !

    “Allah’ım! Hayat, ancak ahiret hayatıdır .” (Buhari ve Müslim; Riyazü’s-Salihin, Hds.: 462)

    !

    Yine Peygamber Efendimiz, dünyanın -ahirete kıyasla- ger­çek konumunu ve aldatıcılığını şu hadisleriyle beyan e­dip bizleri ahiret ve kulluk şuuruna yöneltmiştir:

    !

    “Eğer dünya, Allah nazarında, sivrisineğin kanadı kadar bir değer taşısaydı; tek bir kafire (bile) ondan bir yudum su içirmezdi .” (Tirmizi, Zühd 13, Hadis.: 2321; İbn Mace, Zühd 11, Hds.: 2410)

    !

    “Dünya sevgisi, her çeşit hatalı davranışların başıdır. Bir şeye olan sevgin, seni kör ve sağır yapar.” (Beyhakî, Şuabü’l-İman; Ebu Davud, Edeb 125, Hds.: 5150)

    !

    “Dünya, mümine (ahirete kıyasla) hapishane; kafire, cennettir .” (Müslim, Zühd 1, Hds.: 2956; Tirmizi, Zühd 16, Hds.: 2325)

    !

    “Dünya ile benim misalim; bir ağacın altında gölgelenip sonra terk edip giden yolcunun misali gibidir .” (Tirmizi, Zühd 44, Hds.: 2378)

    !

    “Sen, dünyada bir garip veya bir yolcu gibi ol.” (Buhari, Ri­kak 2; Tirmizi, Zühd 25, Hds.: 2334)

    !

    Ebedi cennetin Müslümana ikram edilen nimetlerine kı­yas­la gerçekten aldatıcı olan dünya nimetleri ve imkanla­rı­nın; zalimlerin elinde mazlumu sömüren, ezen, aşağılayan bir vasıta olmaması ve insanoğlunun yaratılış gayesine uy­gun yaşayabilmesini kolaylaştırmak için Müslümanların dün­­­yaya sahip çıkması ve hakim olması; yine Allah’a kulluğun bir icabıdır. Dünyada gerçek barış ve huzur ancak bu sa­ye­de sağlanabilir. (www.hakikat.net )

    Değerli edebiyatçılarmızdan İskender Pala “HİÇ AKILDAN ÇIKMAYAN AYETLER adlı araştırmada şöyle demiş:

     

    “Beni en çok etkileyen ayet mealen şöyle:

    !

    “İnsan için çalışmaktan başka hiç birşey yoktur (dünyada da ahirette de ancak kendi yaptığı vardır.)” (Necm 39)

    Benim için önemli bir ayettir.” (www.tumgazeteler.com )

    !

    Doğruya ne denilebilir? Dünyacılarla mücadele edebilmek için de Dünya Çalışması-Ahiret Kulluğu, Beden-Nefis Sağlığı-Ruh Sağlığı Dengemizi korumamız gerekmiyor mu?

    !


    “Kıyametin kopacağını da bilseniz elinizdeki fidanı dikin!”

    !

    Allah’ın Resulü sav. ağaç dikmeyi teşvik temiştir. Toprağı ve suyu en iyi koruyan âmillerden biri ağaçtır. Bu sebeple, aleyhissalatu vesselam, ağaç dikmeye de çok ehemmiyet vermiş, teşviklerde bulunmuştur:

    !

    “Yarın kıyametin kopacağını bilseniz bile, bugün elinizdeki fidanı dikin” (25)

    !

    emr-i şerîfi bir başka hadiste gerekçesini bulur: Ağaçtan her kim istifade etse, diken adına bir sadaka hükmüne geçmektedir:

    !

    “Bir müslüman ağaç diker de bunun meyvesinden insan, ehlî hayvan veya vahşî hayvan veya kuş yiyecek olsa, yenen şey onun için bir sadaka hükmüne geçer. Her kim ne eksiltirse bu kendisi için (kıyamete kadar (26) ) sadaka olur” (27).

    !

    Ağaçtan istifade onun odunundan, yaprağından, güzelliğinden… veya gölgesinden olabilir. Bu istifadeyi “ALLAHın herhangi bir mahluku” (28) (müşteri, hırsız, satıcı veya yolcu sıfatıyla yapar, bazen bir yabanî veya ehlî hayvan) yapar, fark etmez… Şu halde bunların hepsi ağacı diken kimse adına bir sadaka olmaktadır ve ağaç ayakta kaldığı müddetçe o kimseye bir sadaka-i câriye hükmüne geçmektedir.

    Resulullah, mühim bir borcun tasfiyesi için 500 adet hurma dikerek bu sadette ümmetine pek çok feyiz ve bereketlerle dolu fiilî bir sünnet bırakmıştır (29). Sünnet deyince sadece sakal, bıyık, sarık, sırık (asa, kılıç) ve misvak gibi, mahdut şeyleri anlayanların (ilim ve fenni anlayamayanların) kulakları çınlasın.

    Bu sadedde Hz. Peygamber orman tesisine de örnek vermiştir. Belazurî’den gelen rivayet şöyle: İbnu Cüdübe ve Ebu Mansur derler ki:

    !

    “Resulullah aleyhissalatü vesselam Zukard Gazvesinden dönerken, Zureybut-Tavîl mevkiine gelince Ensârdan Benî Hâriseler:

    “-Ey ALLAHın Resulü! Burası bizim deve ve koyunlarımızın otlağıdır, kadınlarımızın (tenezzüh için) çıkacağı yerlerdir” dediler. Bu sözleriyle onlar el-Gâbenin yerini kastediyorlardı. Bunun üzerine Resulullah aleyhissalatu vesselam:

    -Kim buradan bir ağaç kesecek olursa, onun karşılığı olmak üzere bir ağaç diksin! diye emretti. Bu emir üzerine ağaçlar dikildi ve el-Gâbe (Orman) husule geldi” (30).

    !

    Görüleceği üzere, eski bir koruluk, Aleyhissalâtu vesselamın ilgi ve alâkasıyla ormanlaştırılıyor ve Resulullah ormandan istifade siyasetini belirtiyor:

    “Birini dikmek kaydıyla ormandan ağaç kesmek”.

    Hz. Peygamberde bir de “yeşil kuşak” tesisi görmekteyiz. Yani Medinenin etrafını her cihetten 36 km. mesafeye kadar haram (koru) ilan ederek hayvanların avlanmasına, ağaçlarının kesilmesine, otlarının yolunmasına yasak getirmek. Bu konuda pek çok rivayet vardır. Hz. Enes radıyallahu anhtan gelen rivayete göre, Aleyhissalatu vesselam, Hayberden dönerken, Medîneye yaklaşınca, şehre işaret ederek,

    !

    “-Ya Rabbi ! Hz. İbrahim Mekkeyi, haram kıldığı gibi, ben de Medîneyi haram kıldım. Onun iki kayalığı arası haramdır, ağaçları kesilemez, hayvanları avlanamaz, otu yolunamaz, ağaçlarının yaprağı silkilemez…”

    !

    der (31). Bu tedbir, zamanımızda ihdas edilen ve yeşil kuşak tabir edilen tatbikatın Hz Peygamber tarafından uygulanmış olan ilk örneğidir. Ancak bu, tarihte ilk uygulama değildir, ilk uygulamayı, Resulullahın beyanıyla, Hz. İbrahim Mekkenin etrafını “Haram” ilan ederek gerçekleştirmiştir. Bu yasağın korunması için Hz. Peygamber bazı prensipler de vazetmiştir:

    !

    “Bunu ihlal eden biri yakalanırsa orak, balta, ip nesi varsa müsadere edilecek, elbisesi soyulacak, ve dayak atılacak (32)”.

    !

    Hz. Ömer, buranın korunması için hususî korumacı tayin etmiştir(33.) Bu yasağın ihlalini vicdan planında halletmek için Resulullah şöyle demiştir:

    “Medine, Air ve Sevr dağları arasında kalan kısımlarıyla haramdır. Orada kim bir yasak işlerse veya işleyeni himâye ederse, ALLAHın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. ALLAH, kıyamet gününde, onun ne tevbesini ve ne de fidyesini (ne farzlarını, ne de nafilelerini) kabul eder” (34).

    !

    Hz. Peygamber haram bölgeyi, hususî adamlar çıkararak işaretletmiştir (35). Bu çeşit haram bölge ilanı için talebde bulunan bir kısım kabîlelere de ruhsat vermiştir: Taif, Tay, Benî Cüreyş gibi. (36) (www.islamiyet.gen.tr  )

    !

    “Hikmet (ilim) müminin yitiğidir, nerde bulursa alır.”

    !

    Peygamberimiz (sav)’in Hadislerinde İlim:

    !

    “Hikmet, özlü bilgi müminin yitiğidir. Onu nerede bulursa alır.” (İbn-i Mâce, c. 2, s. 1395, Hadis No: 4169)

    !
    “Burada bulunanlarınız, benden işittiklerini, bulunmayanlarınıza duyursun. Olur ki burada bulunan bir kimse, işittiğini kendisinden daha akıllı birisine ulaştırmış bulunur.” ( Buhâri, İlim, 9)

    !

    “Sizden birinize bildiği bir şey sorulduğunda onu derhal söylesin.” (Tirmizi, Tefsir)

     

    Bugün gelişmiş ülkelerin yüksek okullarında verilen eğitim, geçen yüzyıla kadar Müslüman ülkelerin medreselerinde veriliyordu. İman sahipleri, bilgiyi ve eğitimi Allah rızasını kazanmak için güzel bir yol olarak görürler. Mümin, bilgi sahibi oldukça ve araştırdıkça Allah’ın delillerini ve yaratılıştaki üstün detayları görerek bunun imanına vesile olabileceğini, Allah’a yakınlaşmak için gösterdiği çabanın da Allah’ın izniyle salih bir davranış olacağını umar.

    İslamiyet, doğuşundan itibaren her dönemde dünyayı aydınlatan bir ışık, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ve sahabe-i kiram da, Kuran ahlakının insanlara kazandırdığı üstün ve modern medeniyet anlayışının en güzel temsilcileri olmuştur. Bu görkemli medeniyet anlayışının temelinde ise eğitime verilen önem, bilim, kültür ve sanata verilen değer çok büyük rol oynamıştır.

    Kuran ahlakını yaşayan samimi müminler, kaliteli kişiliklerini ve güzel ahlaklarını, Kuran bilgisi, modern bilimler, kültür ve sanat gibi alanlardaki bilgileriyle birleştirerek Müslüman karakterini en güzel biçimde temsil ederler. Bu sayede hal ve tavırlarıyla çevrelerindeki kişilere örnek olarak, onların imanlarına ve ahlaki yönden gelişmelerine vesile olmayı dilerler. (www.ilmiarastirma.com )

    !


    “Ahiret için ne azık hazırladın?”

    !

    Hz. Ebu Zer’den (r.a.) rivayet edilmiştir. Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

    !

    “-Ya Eba Zer! Sefere çıkmak istediğinde onun için azık edinir misin?” Ebu Zer (r.a.) dedi ki:

    “-Evet.” Bunun üzerine Resulullah (sav) şöyle dedi:

    “-Peki, kıyamet yolu seferinde halin nasıl olacak? Ya Ebe Zer! O gün sana fayda verecek azığı sana haber vermeyeyim mi?”  Bunun üzerine Ebu Zer (r.a.) dedi ki:

    “-Anam babam sana feda olsun, evet haber ver.” Bunun üzerine Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

    “-Mahşer gününün dehşeti için sıcak günlerde oruç tut, kabrin vahşeti için karanlık gecelerde iki rekât namaz kıl, büyük hadiseler için haccet, miskinlere sadaka ver ya da hakkı söyle veya kötü sözü söyleme!”

    !

    Peygamber Efendimiz (sav) bu hadis-i şerifleri ile bizleri uyarmakta ve ahiret yolculuğu için azık edinmemiz hususunda bizleri ikaz etmektedir. Rabbimiz bu ikazdan istifade etmeyi ve ahiret yolculuğu için hakkıyla azık edinmeyi bizlere nasip etsin. (www.ilmedavet.com )

     

     

     

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !